Beklentiler Piramiti

Beklentiler Piramiti

(Bu yazıdaki görsel ODTÜ Kavaklık direnişi günlerinden sosyal medyada bulduğum ancak kimin çektiğini bilmediğim çok sevdiğim bir fotoğraf.)

İnsan olmak neydi?

İçinde yaşadığımız toplumun beklentileri, ailenin beklentileri, kendimizin sahip olduğuna inandığımız beklentiler…

Bir gidişat, arzular, hırslar ve belki bir son..

İnsan olmak, beklenilenlerin bir parçası olmak mıydı?

Durkheim’a göre toplumların organik ve mekanik olmak üzere genelleyebileceğimiz iki farklı işlevsel yapılanması var. Daha gelişmiş büyük şehirlerde yaşıyorsan, organik çok yönlü mekanizmanın bir parçasısın. Daha az gelişmiş küçük yerlerde yaşıyorsan herkesin birbirine biraz daha muhtaç olduğu, az çeşitli ve herkesin birbirine benzediği bir mekanizmanın parçasısın.

Nerede yaşarsan yaşa her halükarda bir mekanizmanın içindesin ve bir işlevinin olması gerekiyor. Seçenekler arttıkça nasıl bir işlev göreceğin karmaşıklaşıyor. Farklılık artıyor.

Sadece çiftçilikle uğraşılan bir köyde yaşarsan işlevin bellidir. Herkes gibi bir çiftçi olursun.

Bir metropolde yaşarsan belki sticker tasarlayan bir tasarımcı olmayı hedeflersin, mesela çok fazla sticker talebi olan bir semtte…

Hangi tür mekanizmada olursan ol işlevsiz kalmak, dışlanmak demek. Çünkü herkesin genele yönelik bir yararı olması için (common good) bir işinin olması bekleniyor. Bu toplum için işe yarar olmak ve bağımsız yaşamak yani kendi kendinin ihtiyaçlarını giderebilmeye hitap ediyor. Aynı zamanda toplumun sürekliliği ve düzeni için de gerekli bir işlev bu.

Kapitalist sistemlerde, bu işe yarar olma hali toplumun genelinden çok bir sermaye sahibi için işe yarar olmayı gerektiriyor. Eğer yeterli sermayesi olmayan ve başkasının işinde çalışan bir işçiysen, doldurman gereken iş saatlerinde verimli olman ve işten atılmaman için patronunu mutlu etmen gerekiyor.

Başkasının yarattığı bir işte, tam olarak işleyen bir demirsin yani.

İçgüdüsel olarak amacımız ise hayatta kalmak. Hayatta kalmak için bir mekanizmada işlevsel olmayı hedefliyoruz. Sermayesi olanlar, bir işlev alanı yaratıp başkalarını çalıştırtıyor, sermaye sahibi olmayıp sadece kurallara uymayı hedefleyenler (obeyer) halihazırda sadece çalışıyor ve karşılığında ihtiyaçlarını giderebilmek için bir değer (para) kazanıyor.

Bizden beklenilenlerin ardında hep bu değere (para) sahip olmamız isteniyor. Neredeyse girdiğimiz bütün yollarda amaç bu oluyor.

Mekanizmanın olmazsa olmazı bu çünkü. Tarihte basit ihtiyaçlardan sonra geliştirilen Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi piramidi de gösteriyor ki, mekanizma karmaşıklaştıkça tatmin olmak da karmaşıklaşıyor. Beklentiler karmaşıklaşıyor. Zorlaşıyor.

Açken bir ekmek bulabilmek sizin için günü kurtaran büyük bir ödülse, piramidin yükseklerine çıktıkça o gün örneğin sevgiliniz tarafından öpülmek sizin odak noktanızda tatmin ihtiyacınızı karşılıyor.

Öyle ya da böyle insan olma sürecinde size düşen, bir yerde yer alabilmek oluyor.

Peki siz mekanizmanın neresindesiniz?

Buraya kadar okuduysanız teşekkür ederim. Yorumlarınız çok değerli lütfen hissettiklerinizi benle paylaşın.

Ezel,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s